Türkiye, 2026 yılında düzenlenecek COP31 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, küresel iklim diplomasisinde önemli bir rol üstlenmeye hazırlanıyor. Dünya Çevre Haftası öncesinde gündeme gelen hazırlıklar, Türkiye’nin yalnızca ev sahibi ülke değil, aynı zamanda iklim politikaları ve yeşil dönüşüm alanlarında yön belirleyen aktörlerden biri olma hedefini ortaya koyuyor.
İklim değişikliği, çevresel etkilerinin yanı sıra ekonomik ve endüstriyel dönüşümü de hızlandırıyor. Rekor sıcaklıklar, kuraklık, aşırı hava olayları ve karbon düzenlemeleri ülkeleri yeni politikalar geliştirmeye yönlendirirken, sanayi sektöründe düşük karbonlu üretim, enerji verimliliği ve döngüsel ekonomi uygulamaları öne çıkıyor.
Türkiye son yıllarda çevre ve iklim alanında attığı adımlarla dönüşüm sürecini hızlandırdı. 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda yürütülen çalışmalar, yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği uygulamaları ve iklim mevzuatına yönelik düzenlemeler bu sürecin temel unsurları arasında yer alıyor. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması gibi uygulamaları da ihracat odaklı sektörlerde yeşil dönüşüm ihtiyacını artırıyor.
COP31’in Antalya’da düzenlenmesi planlanırken, zirvenin enerji, finans, teknoloji ve sanayi başlıklarında uluslararası iş birliklerini güçlendirmesi bekleniyor. Türkiye’nin konferans sürecinde geliştirdiği COP31 İklim Eylemi Platformu ile kamu, özel sektör, teknoloji şirketleri ve sivil toplum kuruluşlarını ortak hedefler etrafında buluşturması amaçlanıyor.
Uzmanlar, önümüzdeki dönemde ülkelerin rekabet gücünün yalnızca üretim kapasitesiyle değil, düşük karbonlu ekonomi, kaynak verimliliği ve sürdürülebilirlik performansıyla da ölçüleceğini vurguluyor. Bu çerçevede COP31’in, Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecini hızlandıran ve uluslararası iklim müzakerelerinde etkisini artıran stratejik bir platform olması bekleniyor.
Türkiye, COP31 aracılığıyla iklim diplomasisinde daha görünür bir konuma ulaşmayı, sanayinin yeşil dönüşümünü desteklemeyi ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda küresel iş birliklerini güçlendirmeyi hedefliyor.




