ABD ile yaşanan gerilimlerin ardından Avrupa, güvenlik ve ticarette yeni bir denge arayışına girdi. Savunma alanında Türkiye’yi stratejik ortak olarak konumlandıran Brüksel, ekonomik cephede ise Hindistan ve Güney Amerika’ya yöneldi. Ancak Avrupa Birliği’nin (AB) son ticari adımlarının Türkiye’nin ihracatını riske atması, Ankara ile Brüksel hattında tansiyonu yükseltti. Bunun üzerine AB cephesi, uzun süredir askıda olan Gümrük Birliği’nin güncellenmesini yeniden gündeme aldı.
Rusya-Ukrayna savaşı, Çin’in Tayvan üzerindeki baskısı ve ABD’de Donald Trump’ın NATO’nun geleceğine ilişkin çıkışları, Avrupa’yı savunma kapasitesini güçlendirmeye itti. Bu çerçevede Türkiye’nin savunma sanayii ve jeopolitik konumu daha fazla önem kazanırken; ekonomik alanda “Made in Europe” politikası ve Hindistan ile MERCOSUR ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşmaları Türkiye’yi zorlayan yeni bir tablo ortaya çıkardı.
Gümrük Birliği İçin Temaslar Hızlandı
AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos’un Ankara ziyaretiyle birlikte diplomatik temaslar yoğunlaştı. Görüşmelerde Gümrük Birliği’nin güncellenmesi için “çalışma iradesi” vurgulandı. Taraflar, sürecin hızlandırılması konusunda mutabık kalırken, bağlayıcı bir takvim açıklanmadı. Avrupa Yatırım Bankası’nın 2019’dan bu yana askıda olan Türkiye operasyonlarını kademeli biçimde yeniden başlatması ise somut adım olarak öne çıktı.
Ankara, özellikle AB’nin Hindistan ve MERCOSUR ile yaptığı serbest ticaret anlaşmalarının Türkiye aleyhine sonuçlar doğurduğunu savunuyor. Mevcut Gümrük Birliği kapsamında Türkiye, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmalara uyum sağlamak zorunda kalırken, aynı avantajlardan otomatik olarak yararlanamıyor. Bu durum, üçüncü ülke ürünlerinin Türkiye pazarına düşük ya da sıfır gümrükle girişine imkan tanırken, Türk ürünleri aynı pazarlara eşit şartlarda erişemiyor.
İhracat ve Cari Açık Riski
Uzmanlara göre yeni ticaret düzeni üç temel risk barındırıyor: İhracatta rekabet gücünün zayıflaması, iç pazarda fiyat baskısının artması ve cari açığın derinleşmesi. Özellikle tekstil, hazır giyim, otomotiv yan sanayi, makine, kimya ve ilaç sektörlerinin bu süreçten doğrudan etkilenmesi bekleniyor. Hindistan’ın tekstil ve kimya alanındaki maliyet avantajı ile Brezilya başta olmak üzere MERCOSUR ülkelerinin otomotiv ve tarım üretim kapasitesi, Türk üreticiler açısından güçlü bir rekabet anlamına geliyor.
Ekonomistler, düşük maliyetli ürünlerin iç pazara girişinin yerli üretici üzerinde baskı oluşturacağını ve önlem alınmaması halinde bazı sektörlerde küçülme ve iflas riskinin artabileceğini belirtiyor. Türkiye’nin yapısal cari açık sorununun da bu gelişmelerle daha görünür hale gelebileceği ifade ediliyor.
Yeni Pazar ve Katma Değer Vurgusu
İş dünyası temsilcileri, çözümün pazar çeşitliliğini artırmak ve katma değerli üretime yönelmek olduğunu dile getiriyor. Savunma sanayii, yenilenebilir enerji ve yüksek teknoloji ürünlerinin ihracatta daha fazla pay alması gerektiği vurgulanıyor. Yeşil dönüşüm ve sınırda karbon düzenlemesi gibi uygulamaların ise Türkiye için fırsata dönüşebileceği değerlendiriliyor.
Öte yandan kamuoyunda Avrupa Birliği’ne destek oranının gerilediğine işaret eden araştırmalar da dikkat çekiyor. Son veriler, dış politika tercihlerinde Türk Dünyası ve İslam ülkeleriyle ilişkilerin öne çıktığını gösteriyor.
Beklentiler Yüksek, Belirsizlik Sürüyor
Son temaslar, Türkiye-AB hattında diyaloğun sürdüğünü ortaya koysa da; Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, tam üyelik perspektifi ve vize serbestisi gibi başlıklarda henüz net bir ilerleme sağlanmış değil. İş dünyası, hükümetin diplomatik ve ekonomik adımları netleştirmesini beklerken; Brüksel ile Ankara arasındaki müzakerelerin seyri önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisi açısından belirleyici olacak gibi görünüyor.





