İsa Tatlıcan’ın kaleminden
Türk demokrasisinin karanlık sayfalarından biri olan 27 Mayıs 1960 darbesinin üzerinden tam 65 yıl geçti. O karanlık dönemin simgesi haline gelen Yassıada, yalnızca idamlarla değil, işkencelerle, onur kırıcı muamelelerle ve ölümlerle de hafızalara kazındı. Herkes Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’yu bilir… Ancak bir isim var ki, tarih onu unutmaya meyilli: Demokrat Parti’nin Ermeni milletvekili, Başhekim Dr. Zakar Tarver.
ERZİNCAN’IN KÜÇÜK BİR KÖYÜNDEN YASSIADA’YA
Asıl adı Rupen Zakar Zakaryan’dı. 1894’te Erzincan’ın Kemaliye ilçesindeki bir Ermeni köyünde doğdu. Annesi Yevkine henüz 16’sındaydı, babası Ohan Zakaryan ise manifaturacıydı. Küçük yaşta İstanbul’a geldi. Eğitim hayatı parlaktı: Bakırköy, Bahçecik Amerikan Koleji ve İstanbul Tıp Fakültesi… I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunda tabip subay olarak görev yaptı. Tıpta uzmanlaşmak için Fransa’ya gitti, Madame Curie’nin yanında asistanlık yaptı. Türkiye’ye döndü, ülkeye ilk röntgen cihazını getiren isim oldu.

TIBBIN VE SİYASETİN ADAMI
Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi’nde yıllarca hizmet etti, 1948-1955 arasında başhekimlik yaptı. Radyoloji alanında öncüydü, bilimsel makaleler yazdı. Çok dilli, çok kültürlü bir entelektüeldi. 1954’te Demokrat Parti’den İstanbul Milletvekili seçildi. TBMM’de sağlık komisyonlarında aktif rol aldı. Meclis kürsüsünde yaptığı konuşmalarda Türkiye’nin birlik ve beraberliğini savundu.
CHP’NİN ZULMÜNÜ UNUTMADI
Varlık Vergisi, Aşkale sürgünleri, azınlıklara yönelik ekonomik baskılar… Bütün bunlar onun hafızasında derin izler bırakmıştı. Bu nedenle CHP yerine Demokrat Parti’ye yöneldi. Meclis’teki varlığı azınlıklar için bir umut ışığı oldu. 6-7 Eylül 1955 olaylarından sonra yaptığı konuşma hâlâ kulaklarda:
“Bu vandalizme karşı Sayın Başvekil’in sempatisine şahidim. Bu felaket karşısında azınlıkların hissiyatını dile getirmek, memleketin yüksek menfaatlerindendir.”

YASSIADA’DA BAŞLAYAN İŞKENCE
27 Mayıs sabahı gözaltına alınan 592 Demokrat Partili ile birlikte Zakar Tarver de Yassıada’ya götürüldü. Gemiden inerken başlayan dayak, günler süren işkenceyle devam etti. Zayıf bünyesi bu işkencelere dayanamadı. 19 Eylül 1960’ta ailesine ölüm haberi ulaştı. Gülhane Adli Tıp’a getirilen cenazesinde morarmış bir beden vardı. Askeri raporda “kalp krizi” yazıyordu. Ama ailesi ve yakınları başka bir gerçeği biliyordu:
“Menderes’e neler yaptılarsa, bu ‘gavura’ daha fazlasını yapmışlardır.”
GÖRKEMLİ AMA SESSİZ BİR CENAZE
Zakar Tarver’in cenazesi Beyoğlu Üç Horan Ermeni Kilisesi’nde binlerce kişinin katılımıyla kaldırıldı. Ermeniler kadar Türkler de oradaydı. Balıklı Ermeni Mezarlığı’nda toprağa verildi. O gün, İstanbul sessiz bir isyanla onu uğurladı. Ama ertesi gün gazeteler tek satır yazmadı. Cumhuriyet gazetesi ölümünü “kalp krizi” diye duyurdu, diğerleri ise susmayı tercih etti.
ZİYARETÇİSİZ YILLAR
Aradan yıllar geçti. Zakar Tarver’in mezarı Balıklı’daki Hrant Dink’in mezarının hemen arkasında, ama ziyaretçisi yok. 15 yıldır tek bir yakını bile uğramamış. Ermeni Patrikhanesi, Surp Pırgiç Hastanesi, Agos Gazetesi… Hepsi aynı şeyi söylüyor: “Akrabası kalmadı.”

BİR HATIRLAMA, BİR GÖZYAŞI
Yıllar sonra, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, 2011’de azınlık temsilcileriyle yaptığı bir iftarda Zakar Tarver’in ismini andı. Kız kardeşi Anahat Dilsizyan, o sırada Surp Pırgiç Hastanesi’nde yaşıyordu. Yıllar sonra gelen bu hatırlama onu gözyaşlarına boğdu:
“Abim hassas bir insandı. Narindi. İşkenceye dayanamazdı. Erdoğan’ın adını anması içimize su serpti. 51 yıl sonra ilk kez bir devlet büyüğü abimi andı.
Zakar Tarver’in hikâyesi, sadece bir Ermeni azınlığın değil, Türk demokrasisinin de trajedisidir.
Unutulmaması gereken bir onur ve adalet mücadelesidir.





