Taşeron işçilerin uzun süredir beklediği düzenleme yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine geldi. Yaklaşık 100 bin çalışanı doğrudan ilgilendiren 43 maddelik torba yasa teklifi, başta kadroya geçiş olmak üzere çalışma hayatına dair önemli değişiklikler içeriyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan teklif, milletvekillerinin değerlendirmesine sunulurken, gözler Meclis Genel Kurulu’nda yapılacak görüşmelere çevrildi. Düzenleme yalnızca taşeron işçileri değil; sosyal güvenlik sistemi, emeklilik uygulamaları ve istihdam politikalarını da kapsıyor. Ancak teklifin en dikkat çeken başlığını, yıllardır tartışılan kadro meselesi oluşturuyor.
Kamu kurumlarında hizmet alımı yöntemiyle çalışan taşeron işçiler, bu düzenleme ile kadroya geçiş sürecinin netleşmesini bekliyor. Daha önce yapılan düzenlemelerde birçok çalışan kapsam dışında kalmış, özellikle belediye şirketlerinde görev yapanlar ile bazı hizmet kollarındaki işçiler kadro hakkından yararlanamamıştı. Yeni teklifin bu kesimleri kapsayıp kapsamayacağı ise henüz netlik kazanmadı.
Taşeron sistemine yönelik eleştiriler uzun süredir devam ederken, işçiler aynı işi yaptıkları kadrolu personelle eşit haklara sahip olmadıklarını dile getiriyor. Düşük ücret, sınırlı iş güvencesi, sözleşme yenilemelerindeki belirsizlik, kıdem tazminatı ve sosyal haklara erişimde yaşanan sorunlar öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Sendikalar ise yeni düzenlemenin bu yapısal sorunlara kalıcı çözümler getirmesi gerektiğini vurguluyor.
Öte yandan ekonomi yönetimi, düzenlemeyi kamu maliyesi üzerindeki etkileri dikkate alarak şekillendiriyor. Kadroya geçişin bütçeye getireceği yük, teklifin kapsamını belirleyen en önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu nedenle hükümet, hem işçilerin beklentilerini karşılayan hem de mali disiplini koruyan bir denge arayışında.
Meclis kulislerinden gelen bilgilere göre, teklifin kısa süre içinde Genel Kurul’da oylanması bekleniyor. Yasalaşması halinde düzenleme Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girecek.
Bu süreç, taşeron işçiler açısından yalnızca bir yasal değişiklik değil, aynı zamanda yıllardır süren güvencesizlik tartışmalarında kritik bir dönüm noktası olabilir.





