Zaman su gibi akıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın başına Mahinur Özdemir Göktaş geçtiğinde, kamuoyunun zihninde birçok soru vardı. Genç yaşına rağmen uluslararası sahnede edindiği deneyim, Avrupa’da verdiği demokrasi ve inanç özgürlüğü mücadelesi, Türkiye’de farklı bir yönetim anlayışının habercisiydi. Aradan geçen iki yıl, bu beklentileri fazlasıyla karşılayan; hatta birçok ezberi bozan bir döneme dönüştü.
Sayın Göktaş’ın bakanlığı döneminde öne çıkan şey, belki de en çok “sessiz bir güç” olmasıydı. Ne bağırarak politika yaptı ne de alkış uğruna popülist adımlar attı. Onun tarzı, sahaya inmekti; göz teması kurmak, bir çocuğun başını okşamak, yaşlı bir annenin elini tutmaktı. Bürokrasinin diliyle değil, vicdanın diliyle konuştu. Ve tam da bu yüzden, toplumun her kesiminde karşılık buldu.
Sahadan Merkeze Uzanan Bir Duruş
Bakanlığın pek çok alanı var: çocuk hizmetleri, kadın hakları, engelli bireylerin yaşam kalitesi, yaşlıların korunması, sosyal yardımlar, aile yapısının güçlendirilmesi… Her biri ayrı bir emek, ayrı bir sorumluluk. Sayın Göktaş, bu büyük yapıyı yalnızca merkezden yönetmekle kalmadı; taşradaki hizmet noktalarını da etkin biçimde dönüştürmeye çalıştı. Onun döneminde “aile yılı” ilan edildi, kadın kooperatifleri desteklendi, çocuk koruma hizmetleri dijitalleşti, engellilere yönelik erişilebilirlik projeleri hız kazandı.
Ama belki de en önemlisi, bu çalışmaları yaparken tek bir insanı bile “istatistik” olarak görmemesiydi. Onun için her yardım alan, her destek gören birey, bir hikâyeydi. Ve bu hikâyelere kulak vermek, çözüm üretmek onun en büyük şiarıydı.
Uluslararası Alanda Saygın Bir Temsil
Avrupa’da başörtüsü nedeniyle dışlandığında, geri adım atmayan bir duruş sergilemişti Mahinur Özdemir Göktaş. Bugün ise aynı duruşu, bakanlık koltuğunda sürdürüyor. Türkiye’yi uluslararası sosyal politika alanında temsil ederken, yalnızca bir bürokrat gibi değil; bir değerler taşıyıcısı gibi davranıyor. Göçten etkilenen çocukların korunmasından, kadınların ekonomik hayata entegrasyonuna kadar birçok başlıkta ülkemizin söylem üretmesini sağladı.
Yük Sessizdir, Ama Taşıyan Bilinir
Sosyal hizmet, alkış alınacak değil; dua alınacak bir alandır. Belki haber bültenlerine çok sık çıkmaz ama her gün bir çocuğun yüzü güler, bir engelli bireyin yolu açılır, bir yaşlının yalnızlığı hafifler. Sayın Göktaş bu alanın yükünü omuzladı; az konuştu ama çok iş yaptı.
İkinci yılın sonunda dönüp baktığımızda görüyoruz ki, bu bakanlıkta bir iz bıraktı. Sessiz, derin ve kalıcı bir iz… Türkiye’nin sosyal yapısına, aile kurumuna ve toplumun en kırılgan kesimlerine gösterdiği hassasiyetle örnek oldu.
Belki bir sloganı yoktu, ama bir duruşu vardı: Şefkatli, kararlı ve ilham verici.
Ve şimdi, üçüncü yıla girerken kamuoyunun beklentisi net: Bu sessiz gücün daha da çoğalarak, kurumsal bir vizyona dönüşmesi.
Çünkü bu ülkenin, bir annenin yüreğiyle düşünen ve bir yöneticinin iradesiyle adım atan insanlara her zamankinden daha çok ihtiyacı var.







