“Özel 25 bin TL artıştan vazgeçip genele yaymak” neleri kaybettirir?
Kamuda uzun süredir konuşulan 25 bin TL’lik ilave artış; Maliye, Meclis, üst kurullar ve Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki yüksek sorumluluk taşıyan kadrolar için planlanmıştı. Bu artış, özellikle kritik karar süreçlerinde görev yapan ve ağır hukuki/idari sorumluluk üstlenen “nitelikli insan kaynağını” kamu da tutabilmek için düşünülmüştü.
Şimdi ise bu düzenlemeden vazgeçilip, kaynağın genel bir artışa çekilmesi ihtimali konuşuluyor. Kulağa ilk bakışta “daha adil” gibi gelse de, aslında bu tercih, kamudaki yapısal ücret adaletsizliğini çözmek yerine sorunu bir kez daha halının altına süpürme riskini taşıyor.
1. Siyasi olarak “yumuşak”, idari olarak “yanlış” bir tercihGenel artış kararı, kısa vadede siyaseten daha az tartışma üretir; “herkese zam yapıyoruz” demek, belirli kritik kadroları öne çıkarmaktan daha kolaydır.
Ancak idari açıdan bakıldığında tablo farklıdır:
– Aynı işi yapan ile çok daha ağır sorumluluk taşıyan personel arasındaki makas kapanacağına, tam tersine bulanıklaşmaktadır.
– Stratejik karar alan, milyarlarca liralık kamu kaynağını yöneten, piyasayı ve denetimi ayakta tutan kadrolara “ekstra sorumluluk primi” verilmesinden vazgeçilmiş olacaktır.
– Böylece, zaten özel sektörle rekabet etmekte zorlanan kamu, nitelikli uzmanı elde tutmak için elindeki en önemli araçlardan birini kendi eliyle devre dışı bırakmış olacaktır.Kısacası; siyasi konfor, kurumsal aklın önüne geçmektedir.
2. Nitelikli personelin motivasyonu ve beyin göçü riskiÖzellikle üst kurullar, strateji birimleri, Maliye ve Cumhurbaşkanlığı bürokrasisi; yüksek teknik bilgi, analitik kapasite ve uzun yıllara yayılan mesleki birikim gerektiriyor.
Bu kadrolarda çalışanlar:
– Gece ündüz süren yoğun mesai,
– Ağır imza ve hukuki sorumluluk,
– Kamuoyu ve yargı denetimine açık dosyalarla çalışıyor.
Bu kadar yükün üzerine, beklediği yapısal iyileştirmenin son anda geri çekildiğini gören personelin motivasyonu kaçınılmaz olarak düşecektir.
Bu mesaj, uzun vadede iki sonucu beraberinde getirir:
1. Özel sektöre ve yurt dışına yöneliş hızlanır.
2. Kamuda kalanlar arasında “idare eden” kültürü güçlenir; inisiyatif alan, risk alan, üreten profil zayıflar.
3. Kamuda liyakat söylemi ile ücret politikası arasındaki çelişkiHer fırsatta “liyakat, performans, nitelikli insan kaynağı” vurgusu yapılırken; tam da bu söylemi somutlaştıracak bir adımın geri çekilmesi, kamu yönetiminde ciddi bir güven sorunu yaratır.
4. Kamuoyu algısı: Popüler olan mı, doğru olan mı?Elbette ki, yalnızca dar bir grubun maaşında ciddi artış yapılması kamuoyunda tartışma yaratabilir. Ancak burada sorgulanması gereken soru şudur:- Kamu yönetimi, popüler olanı mı, doğru ve gerekli olanı mı tercih edecek?
5. Ne yapılmalı?
– 25 bin TL’lik ilave artış tamamen rafa kaldırılmamalı.
– Bu artışın performans, sorumluluk ve uzmanlık düzeyine bağlanması gerekir.
– Genel artış ile tabanı korurken, kritik kadrolara yönelik yapısal iyileştirmeden vazgeçilmemelidir.
Sonuç:Bugün popüler görünen genel artış kararı, yarın “nitelikli insan kaynağını niçin tutamadık?” sorusuyla karşımıza daha ağır bir fatura olarak gelecektir.





